16 Eylül 2010 Perşembe

Kopya

Sınavlarda sakladığım kopya gibisin,
Üstelik öyle küçük de değil,
Kocaman yazdım adını kalbime.
Ama göstermiyorum kimselere,
Adım gibi emin de olsam sevgimden,
Bilerek yanlış yapıyorum en büyük doğrumu,
Sadece ben bileyim diye,
O doğrunun sen olduğunu.

Halit Serdar Saner

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Bekleyiş

Yeni bir gün ve yine o lanet baş ağrısı,
Kokunu alamadan uyandığım her sabahki gibi,
Ben istemesem de inatla eşlik ediyor,
Yalnızlığımı unutturmamak istercesine.

Neyse ki en sevdiğin şarkı yetişiyor imdadıma,
Senin sesinden, senin neşenden.
Ne iyi etmişim de kaydetmişim o gün,
Kahvaltı hazırlarken mırıldandığında, gizli gizli.

Mutfağa koydum şarkına ayarlı çalar saati,
Baş ağrısına başka çözüm bulamadım ki,
Sen gittin diye başlamıştı,
Gitmedin sanıp hemen kesiliyor sesini duyunca.

Onu mu kandırıyorum, kendimi mi bilmiyorum.
Sesin geliyor evet, ama ne kokun var,
Ne de kırılan bardaklar, düşen tabaklar,
Uyandırmamak için dikkat ettikçe yaptığın sakarlıklar.

Şarkı bitiyor ve gün başlıyor,
'Bu sefer gelecek' diye koşarak çıkıyorum evden,
O çok sevdiğin denize gidiyorum,
Herkesin girdiğini görüp de çıktığını görmediği,
Günlerce arayıp da bulup getiremediği denize.

İlk başlarda beraber beklerdik seni,
Mahallenin büyükleri 'Güneş Kız'larını beklerdi,
Çocuklar 'Şekerci Abla'larını.
Remziye Teyze su böreği getirdi her gün,
Çok seversin, dayanamayıp gelirsin diye.
Ama zamanla şekerlerinin yerini su börekleri aldı,
Börekleri alan çocuklar da Remziye Teyze'nin umutlarını.
Artık çocuklar oyunlarına devam ediyor,
Büyükler de benden kaçıyor, saklanıyor,
Her şey bir oyunmuş da, ebe benmişim gibi.

Yalnız başıma da olsa bekliyorum hala,
Belki bir gün çıkıp gelirsin,
Beni görünce şaşırıp, kocaman açarsın gözlerini,
Belki de dalgalar halime acıyıp geri verir,
Giderken kumlara bıraktığın küçük ayak izlerini...

Halit Serdar Saner

16 Temmuz 2010 Cuma

Nazar Boncuğu

Keşke imkanımız olsa da,
Geri dönebilsek 'iyi ki'lerimize.
Ağır çekimde yaşasak tüm mutlulukları,
Kötü biteceğini bildiğimiz bir film gibi,
Sonunu izlemeden kapatsak,
Ve bir annenin korumasına muhtaç çocuğu gibi,
İliştirsek bi köşesine nazar boncuğunu,
Değiştirir mi dersin, ikimizin yolcuğunu?

Halit Serdar Saner

13 Temmuz 2010 Salı

İlk Aşk

Bilmiyorduk aşkın ne olduğunu,
Hep aynı kişiye gidene dek,
Dansa davet oyunlarında.
Yine bu sayede öğrendik aşk acısını,
Kabul edilmeyen her teklifte,
Sırta inen yumruklarla.
İple çekilir olmuştu pazartesiler,
Haftasonları tatil değil, ayrılık demekti artık.
Pazar gecesi sinemalarıyla başladık hayallere,
Başrolü hep biz kaptık,
Sevdik, kavuştuk, mutlu olduk.
Güzel şeydi çocukluk,
İlk aşk, ilk iç "savaş.
Kolay" değildi öyle çabuk unutmak,
Siniyordu acısı yavaş yavaş.
Süt içince geçer zannediyordu annemiz,
Heyecana dayanamayan karnımızın ağrısını.
Ve en çok babadan korkuyorduk,
Görürse diye içi dolu kalbin diğer yarısını.
İçimize attık bütün duyguları,
Küçüklere yasaktı mutlu olmak.
Ya da kırılan oyuncakları dışında,
Başka birşey için ağlamak...

Halit Serdar Saner

Salıncak

Sessiz geçirdim bugünü yine,
Susmak seninleyken daha zevkliydi.
Ve bütün gün huzuru dinlemek,
Ya da başım omzunda yağmuru izlemek.
Bugün izlemedim yağmuru,
Çıkıp iskeleye, ıslandım sırılsıklam.
Üstelik ateşim de vardı 40 derece,
Daha sık hastalanır oldum buralarda.
Ama olsun,
Yağmurun sesi,rüzgarın sesi,dalgaların sesi,
Bastırdı yokluğunun sessizliğini.
Dönüşte çocuk parkına uğradım,
Küçüklüğümü salladım salıncakta.
Biliyorum,ben istemesem de,
Sen olsan küçüklerimizi sallardın yine.
Ben de isterdim,
Sakladığım oyuncaklarımla oynamalarını,
Gözüm gibi baktığım biblolarımı kırmalarını,
Sen Yağmur'un ilk aşkı olurdun,
Ben Rüzgar'ın uyku kucağı.
Doğum günlerini videoya kaydeder,
Büyüdüklerinde anılarıyla yaşardık.
Ama olmadı işte,
Koyamadım, küçüklüğümün yerine küçüklerimizi,
İstemedim, gittiğimde ağlayacak yeni birilerini,
Dökülen her saç telimle sona yaklaşırken,
Ardımda yarım kalacak hikayeleri.
Bu yüzden Yağmur ve Rüzgar;
Senin salıncakta salladığın hayaller olarak kalacaklar,
Ve sadece
"Baba,daha hızlı salla!" diye ağlayacaklar...

Halit Serdar Saner

Sol Yanım

Yatağın sağ tarafına yatıyorum yine,
Sanki kalp atışlarımı ninniymiş gibi dinleyip,
Sol yanımda uyuyan sen,
Yanımdaymışsın gibi hala.
Uyanınca da her şey aynı;
Minibüste iki öğrenci,
Kantinde iki çay, tabi ki şekersiz,
Ve bütün cümleler aynı başlıyor,
Birinci çoğul şahıs; biz, ikimiz...
Bir tek yolumu değiştirdim,
Dur diyemedi gidişin, yeni acılara,
Yanıp sönen sarı ışıklar hala davetkar,
Yolları boyamaya meyilli, kan kırmızılara.
Sol şeritler aldı Sol Yanım'ı benden,
Ve ben sol elimle yazdım bu şiiri,
Kelimeler kağıda dökülürken,
Kalbimin daha yakınından geçsinler de,
Unutulmadığını söylesinler diye sana.
Bu yüzden bu kadar okunaksız,
Bu yüzden bu kadar dokunaklı...

Halit Serdar SANER

Huzur Senin Adın

Gitme,
Varlığınla yeşerdi ümitler,
Can geldi bitti denen düşlere,
Onları bırakıp da gitme.
Borcumu öderim ben sana;
Kışın kuşlar getiririm güneyden,
Cıvıl cıvıl sesleriyle uyanasın diye.
Kapalı havalarda ışık tutarım pencerene,
Sen güneş sanıp mutlu olursun.
Ziline basıp kaçan çocuk olurum,
Yaşadığını görür komşuların.
Seyyar satıcı olurum mahalledeki,
Ne dediğimi anlamaya çalışırken yorulursun.
Köşe başındaki bakkal olurum,
Her gelişine minnetle teşekkür ederim.
Otobüste, ön koltuktan seni izleyen bebek olurum,
Çocukluğuna dalıp gidersin nazlı nazlı.
Yüksek sesle müzik dinlerim yanında,
Kulaklıktan en sevdiğin şarkıyı duyarsın, hoşgörürsün.
Sokak lambası olurum bir yanıp bir sönen,
Gölgelerle saklambaç oynarsın, ebe sen olursun.
Vitrinde gördüğün boş bir çerçeve olurum,
İçine sevdiklerinle dolu hayaller koyarsın.
Herşey olurum senin için,
Ama sensiz anlamım olmaz,
Gitme
Huzur senin adın...

Halit Serdar Saner

Sırt Çantası

Öyle “Hadi gidiyorum!” deyip de çıkmıyorum yolculuklara,
Ellerimde hınca hınç dolu valizlerle,
Gittiğim her yere seni de götürüyorum.
Valizlerin birinde şen kahkahaların;
En zor anlarda bile çekinmeden attıklarından,
Hani kederi, gamı unutturan cinsten.
Yokluğunu hissetmemek için birer birer kullanıyorum,
Kıymetini bilerek.
Diğer bir valizde kendimi kaybettiğim gözlerin;
Çıkış yolunu bulamadığım bakışların,
Gözlerimi ayırmadan, hayatımı izlediğim bir çift pencere.
Saatlerce bakıyorum, özlem gideriyorum.
Diğer birinde sıcaklığın;
Sensiz her yer kutup gibi
Üşüdükçe çıkarıp, sarılıyorum huzuruma
Her sarılış yeni bir adım oluyor umuda
Ve sen;
Mezarına her gidişimde bir avuç alıyorum toprağından,
Sırt çantamdasın;
Eskiden de olduğu gibi
Her adımımda arkamdasın…

HALİT SERDAR SANER

4 Temmuz 2010 Pazar

5'te 5

Sıcak bir Mersin pazarından selam olsun.

PowerTurk'teki 5'te5 programının bu haftaki(sanırım haftalık) konuğu Mirkelam. Farkettim de Mirkelam'ın 'Ey Aşk Nerdesin?' klibini sırf balyozu ayağına vurduğu son sahne için dikkatle izliyorum. Öyle bir 'vuaaah' diyor ki insan kendinden bi parça buluyor Mirkelam'da, bu iyi mi kötü mi şimdi bilemedim ama Mirkelam da yanlışlıkla canını yaktığında 'vuaaah' diyor. Ben de çok güzel 'vuaaah' derim, sonra da muhtemelen 'hay amanatidis' ya da 'hay monaco'.

Haftasonları genelde Ntvspor izlerim ama bugün Wibledon finali vardı ve Nadal son oyunu alır almaz kapattım. Tıpkı; Türkiye, Fenerbahçe, Kayserispor, Kayseri Erciyesspor, Panküp Kayseri Şekerspor, Barcelona, Juventus, Chelsea, LA Lakers, McLaren, L.Hamilton kaybettiğinde yaptığım gibi. Nadal'ın kazanması demek Federer'in kaybetmesi demek ve ben bunu çabuk unutmak istiyorum. Aslında İspanyollar'ı severim, insan olarak da severim sportif arenalarda da severim. Ama Nadal'a hiç ısınamadım, çok itici geliyor bana. Bir süre Ntvspor'dan ayrı kalacağım sanırım.

Büyüyünce Soner Sarıkabadayı olmak istiyorum. Her yaptığım şarkının anında benim olduğu hissedilsin ama bu durum yadırganmasın istiyorum. Serdar Ortaç gibi ama değil, onun şarkıları da hissediliyor ama şarkı hemen kapatılıyor. Soner Sarıkabadayı'da durum böyle değil, insan sonuna kadar dinleyip emin olmak, emin olduktan sonra da tekrar dinlemek istiyor. Enteresan bi kişilik kendisi, muhtemelen bu sene vergi rekortmeni olacak. Acun'un bu kulvardaki tek rakibi bence.

Son zamanlarda yoğun bir şekilde 'yaşlanmışsın' tepkisini alıyorum, saçlarımda artan beyazlarla doğru orantılı olarak. Eee yaş 25 oluyor yakında, çeyrek asırdan bahsediyoruz de mi? Hem saçtaki beyazlar değil sakaldaki beyazlar yaşlılık belirtisi olurmuş, ben öyle avutuyorum kendimi, tavsiye ederim.

Bu 4 paragraftaki 2 imla hatasını bulmanızı istiyorum. 'Mersin pazarından' ve 'İspanyollar'ı' doğru mu yanlış mı onlardan tam emin değilim ama iki tane yanlış yaptım farkına varmanızı umarak.

Şimdilik gelişmeler bu kadar, durumlar gayet stabil, sonuca daha çok var.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Yeni Bir Yol

Tanıyanlar bilir ki çok konuşkan değilimdir, yazmayı daha çok tercih ederim. Bu sıralar daha az konuştuğumu düşündüğüm için daha çok yazma gereği hissettim.

Yazılacak çok şey var, onun için belli bir konu ya da alan üzerinde yoğunlaşmayı düşünmüyorum. Yeri gelecek bir şiir, bir müsabaka, bir gündem maddesi hayatta öncelik olacak ve ben de bu önceliği sizlerle paylaşmaya değer göreceğim.

Giriş, gelişme, sonuç. Girişi yaptık, gelişmelerde görüşmek dileğiyle. (Sonuca daha çok var)